HaberlerSon Dakika Gelişmeleri

Satılmadık ne kaldı? Kamu köprüleri fabrikalar özel ellere geçti

Satılmadık ne kaldı sorusu kamuoyunu yeniden meşgul ederken milletin vergileriyle yükselen köprülerin ve tesislerin işletme haklarının kime geçeceği belirsizliğini koruyor. Gelirlerin yön değiştirmesi vatandaşın günlük geçiş maliyetini nasıl etkileyecek merak konusu olmayı sürdürüyor. Yazının devamı bu sürecin arka planını ve olası sonuçlarını mercek altına alıyor.

Satılmadık ne kaldı tartışması İstanbul Boğazı üzerindeki iki köprünün 30 yıllık işletme hakkının özel şirketlere devredilmesiyle yeniden alevlendi. 15 Temmuz Şehitler Köprüsü eski adıyla Boğaziçi Köprüsü 1970 yılında Süleyman Demirel döneminde anlaşmaları imzalanıp 1973 yılında Naim Talu döneminde tamamlandı. Fatih Sultan Mehmet Köprüsü ise 1988 yılında Turgut Özal başbakanlığında hizmete açıldı. Her iki yapı da halkın vergileriyle inşa edildi ve yılda 600 milyon dolarlık gelir ürettiği belirtiliyor. Yetkililer tapunun devlette kalacağını söyleyerek satış olmadığını savunuyor. Ancak 30 yıllık işletme devri geçiş ücretlerini toplayacak şirketin vatandaşın cebine doğrudan dokunması anlamına geliyor.

İYİ Parti milletvekili Turhan Çömez 3,5 trilyon dolar vergi toplandığını ve 63,4 milyar dolarlık özelleştirme yapıldığını hatırlatarak paraların nerede olduğunu soruyor. Makalede köprülerin tarihçesi geçmiş özelleştirmelerin bilançosu ekonomik sonuçlar ve tüketicinin karşılaşacağı yeni tablo ayrıntılı biçimde ele alınacak. Bu tablonun nasıl oluştuğunu anlamak için önce köprülerin kamu malı olarak inşa ediliş sürecine bakmak gerekir.

Köprülerin kamu eliyle yükselişi ve işletme hakkının devri

İstanbul Boğazı üzerindeki ilk köprü 1970’li yılların başında uluslararası kredi ve kamu kaynaklarıyla finanse edildi. İnşaat tamamlandığında yapı milletin ortak malı olarak tescil edildi. İkinci köprü de benzer şekilde kamu yatırımıyla 1988’de açıldı. Yıllar içinde her iki geçiş noktası İstanbul’un iki yakasını birbirine bağlayan can damarı haline geldi. Bayram dönemlerinde ücretsiz geçiş uygulaması toplumsal bir gelenek olarak yerleşti. Şimdi 30 yıllık işletme sözleşmesiyle bu geleneğin devam edip etmeyeceği belirsiz. Şirket kâr odaklı çalışacağı için ücretsiz günlerin kalkması güçlü bir olasılık olarak duruyor. Kamuoyunda tapunun devlette kalmasının yeterli güvence olmadığı görüşü ağır basıyor.

Kamu malları satışı uzun yıllardır tartışılan bir konu olmayı sürdürüyor. Köprüler altın yumurtlayan tavuk olarak tanımlanırken gelirin artık özel kasaya akacağı endişesi büyüyor. 30 yıl sonra sözleşmenin yenilenmesiyle süreç yeniden başlayabilir. Bu döngü kamu varlığının fiilen özel kontrolüne geçmesi anlamına gelir. Uzmanlar işletme hakkının tapudan daha değerli olduğunu çünkü nakit akışını kontrol ettiğini belirtir. Vatandaş her geçişte ödediği ücretle hem eski borcu hem yeni kârı finanse etmiş olur. Sektörel etki olarak ulaştırma yatırımlarında kamu-özel ortaklığı modelinin yaygınlaşması beklenir.

Satılmadık ne kaldı sorusu yalnızca iki köprüyle sınırlı kalmaz. Aynı model Osmangazi Köprüsü Çanakkale Köprüsü Yavuz Sultan Selim Köprüsü ve Avrasya Tüneli örneklerinde de görüldü. Bu tesislerde işletmeci şirketler belirli aralıklarla geçiş ücretlerine zam yaptı. Sözleşmelerde fiyat artışına izin veren maddeler bulunduğu için kamu denetimi sınırlı kaldı. Köprülerin stratejik konumu ulusal güvenliği de ilgilendirir. Yabancı sermayenin uzun süreli işletme hakkına sahip olması jeopolitik tartışmaları beraberinde getirir. Alınacak önlem olarak sözleşmelerin TBMM’de açık görüşülmesi ve gelir paylaşım oranlarının şeffaf yayımlanması önerilir.

Tanınmış kamu tesislerinin devri vatandaşın günlük hayatını doğrudan etkiler. İstanbul’da yaşayan milyonlar her gün veya her hafta bu köprüleri kullanmak zorundadır. Alternatif güzergâhların yetersizliği şirkete fiili tekel gücü verir. 600 milyon dolarlık yıllık gelirin önemli kısmı artık kamu bütçesine değil özel ortağa gidecektir. Bu durum bütçe açıklarının kapatılmasında kullanılan bir yöntem olarak sunulsa da uzun vadede kamu gelir kaybı yaratır. Denetim mekanizmalarının zayıf kalması zamların hızını artırabilir.

Devlet varlıklarının el değiştirmesi sürecinde şeffaflık en kritik unsurdur. Sözleşmenin ayrıntıları kamuoyuna tam açıklanmadığında spekülasyon artar. Geçiş ücretine ek zam yapılmayacağı yönündeki açıklamalar geçmiş örnekler karşısında inandırıcılığını yitirir. Vatandaşın cebinden çıkan her kuruşun nereye gittiğini bilme hakkı vardır. Bağımsız denetim kuruluşlarının devreye girmesi güveni artırır. Köprülerin bakımı ve yenileme yatırımlarının kim tarafından yapılacağı da netleşmelidir.

Geçmiş özelleştirmelerin bilançosu ve paraların akıbeti

Şeker fabrikaları kâğıt fabrikaları çimento tesisleri demir çelik işletmeleri sigara fabrikaları TEKEL ürünleri limanlar ve enerji santralleri yıllar içinde özel ellere geçti. Bu satışlardan elde edilen 63,4 milyar dolarlık tutarın vatandaşın hayatına nasıl yansıdığı sorusu açık duruyor. Çalışan ücretleri emekli maaşları mutfak enflasyonu ve gençlerin umudu üzerinde somut bir iyileşme gözlenmedi. Ekonomi yönetimi hâlâ Londra piyasalarından yüksek faizle borçlanmaya devam ediyor. Toplanan 3,5 trilyon dolarlık verginin de aynı soruyla karşılaştığı belirtiliyor. Kamuoyunda paraların nerede olduğu sorusu tekrar tekrar soruluyor.

Özelleştirme süreci savunucuları verimliliği artırdığını ileri sürer. Ancak kapanan fabrikalar ve işsiz kalan işçiler bu savı zayıflatır. Bazı tesisler satıldıktan kısa süre sonra üretimini durdurdu. Limanların özel işletmeye geçmesi navlun maliyetlerini etkiledi. Enerji tesislerindeki fiyat artışları faturalara yansıdı. Milli servetin satışı kısa vadeli nakit ihtiyacını karşılasa da uzun vadeli kamu gelirini azaltır. Sektör uzmanları satış bedelinin gerçek değerin altında kaldığını sıkça dile getirir.

Satılmadık ne kaldı ifadesi bu birikmiş tabloyu özetler niteliktedir. Her yeni devir işlemi listenin uzamasına yol açıyor. Köprüler gibi sürekli gelir üreten varlıkların elden çıkarılması özellikle eleştiriliyor. Çünkü bu yapılar bir kez satıldığında veya kiralandığında geri alınması zor ve pahalıdır. 30 yıllık süre bir kuşağın çalışma hayatını kapsar. Bu süre boyunca oluşacak kârın kamu hizmetlerine dönüşmemesi toplumsal adalet tartışmasını büyütür. Şeffaf hesap verilebilirlik mekanizması kurulmadan yeni devirlere gidilmesi risklidir.

Kamu işletmelerinin özelleştirilmesi modelinin sonuçları uluslararası karşılaştırmalarla da değerlendirilebilir. Bazı ülkelerde başarılı örnekler varken bazılarında fiyat şokları ve hizmet kalitesinde düşüş yaşandı. Türkiye’deki uygulamada denetim eksikliği öne çıkan şikâyet konusu oldu. Sözleşmelerdeki gizlilik maddeleri kamuoyunun bilgi alma hakkını kısıtlar. Bağımsız raporlama zorunluluğu getirilmesi alınacak önlemler arasında yer alır. Vatandaşın ödediği verginin karşılığını görememesi güven erozyonunu hızlandırır.

Tarihsel olarak bu köprüler milletin ortak çabasıyla yükseldi. Demirel ve Özal dönemlerindeki kararlar o günün ihtiyaçlarına cevap verse de varlıklar kamuda kaldı. Bugünkü model ise işletme gelirini özel sektöre kaydırıyor. Bu kayma bütçe disiplinini sağlamak yerine borç çevirme aracı olarak kullanılıyor izlenimi veriyor. Ekonomik analistler faiz yükünün artmasının temel nedenlerinden birinin gelir getirici varlıkların elden çıkarılması olduğunu belirtir. Uzun vadeli planlama yerine günü kurtarma tercihi eleştirilir.

Ekonomik yansımalar zam riski ve toplumsal maliyet

İşletme hakkını devralacak şirketin temel amacı kâr etmektir. Bu nedenle geçiş ücretlerinin zaman içinde artması kaçınılmaz görünüyor. Osmangazi ve Çanakkale örnekleri zam takviminin nasıl işlediğini gösterdi. Sözleşmede enflasyon veya döviz kuruna endeksli artış maddeleri bulunması halinde vatandaş her yıl daha fazla öder. Bayram ücretsiz geçişinin kalkması özellikle düşük gelirli aileleri etkiler. İstanbul’da yaşayanlar için köprü vazgeçilmez bir ihtiyaçtır. Alternatifin sınırlı olması pazarlık gücünü şirkete verir.

Kamu tesislerinin devri ulaştırma sektöründe özel sermayenin ağırlığını artırır. Bu durum kısa vadede yatırım iştahını yükseltebilir. Ancak uzun vadede kamu denetiminin zayıflaması hizmet kalitesini düşürebilir. Bakım onarım yatırımlarının zamanında yapılıp yapılmayacağı belirsizdir. Şirket kâr marjını korumak için harcamaları kısmayı tercih edebilir. Sektörel etki olarak sigorta ve finansman maliyetlerinin de vatandaşa yansıması beklenir. Uluslararası yatırımcıların sürece dahil olması döviz cinsinden yükümlülük yaratır.

Satılmadık ne kaldı sorusu ekonominin yapısal sorunlarıyla birleşince daha ağır bir anlam kazanır. Yüksek faizle borçlanan kamu kesimi gelir getirici varlıklarını elden çıkararak nakit yaratmaya çalışıyor. Bu yöntem sürdürülebilir değildir çünkü varlık bir kez gidince bir daha kolay geri gelmez. 63,4 milyar dolarlık geçmiş satışların somut karşılığının görülmemesi yeni işlemlere kuşkuyla bakılmasına yol açıyor. Tüketici dernekleri geçiş ücretlerinin tavan fiyatla sınırlandırılmasını talep ediyor. Şeffaf ihale süreci ve rekabetçi teklif alınması güveni artırır.

Fiyat artışlarının enflasyonist etkisi de göz ardı edilmemelidir. Köprü ve otoyol ücretleri lojistik maliyetine doğrudan yansır. Bu da gıda ve tüketim mallarının fiyatını yükseltir. Mutfak enflasyonunun zaten yüksek olduğu bir dönemde ek yük toplumsal tepkiyi büyütür. Emekliler ve asgari ücretliler bu artışları en çok hisseden kesimdir. Kamuoyu araştırmaları ulaştırma giderlerinin hane bütçesindeki payının arttığını gösteriyor. Alınacak önlem olarak sosyal tarife uygulaması ve belirli gelir grubuna indirim getirilmesi tartışılabilir.

Yavuz Sultan Selim Köprüsü ve Avrasya Tüneli deneyimleri zamların nasıl kademeli olarak geldiğini ortaya koydu. İlk yıllarda makul tutulan ücretler sonraki dönemde hızla yükseldi. Sözleşme sürelerinin uzun olması şirkete öngörülebilir nakit akışı sağlar. Ancak aynı öngörülebilirlik vatandaş için öngörülebilir maliyet artışı demektir. Tapunun devlette kalması hukuki bir formalite olarak kalırken fiili kontrol özel şirkette olur. Bu ayrımın vatandaşa anlatılması gerekir.

Satılmadık ne kaldı tartışması yalnızca ekonomik değil aynı zamanda psikolojik bir yıpranma yaratır. Millet kendi yaptığı köprüden geçmek için özel şirkete para ödemek zorunda kalınca aidiyet duygusu zedelenir. Bu duygusal maliyet rakamlarla ölçülmez ama toplumsal muhalefeti besler. Genç kuşaklar kamu malı kavramının anlamını sorgulamaya başlar. Eğitim müfredatında kamu varlıklarının önemi daha fazla yer almalıdır. Uzun vadede bu bilinç yeni politikaların şekillenmesine katkı sağlar.

Tüketici hakları şeffaflık ve geleceğe yönelik öneriler

Vatandaşın en somut beklentisi geçiş ücretlerinin makul düzeyde kalmasıdır. Sözleşmeye tavan fiyat ve zam oranı sınırı konulması bu beklentiyi karşılar. Bağımsız bir düzenleyici kurulun sürekli denetim yapması şeffaflığı artırır. Gelirlerin bir kısmının kamu altyapı fonuna aktarılması toplumsal kabulü yükseltir. Bayram ve resmi tatillerde ücretsiz geçiş hakkının korunması kültürel bir kazanım olarak görülmelidir. Bu hakların sözleşmeye açık madde olarak yazılması gerekir.

Kamu varlıklarının el değiştirmesi sürecinde bilgiye erişim temel haktır. İhale dokümanlarının sade dilde yayımlanması vatandaşın anlamasını kolaylaştırır. Medya ve sivil toplum kuruluşlarının süreci yakından izlemesi denetim boşluğunu doldurur. Uluslararası kredi kuruluşlarının sürece dahil olması halinde döviz riskinin kim tarafından üstlenileceği netleştirilmelidir. Aksi halde kur şokları doğrudan geçiş ücretine yansır. Tüketici örgütleri toplu dava hakkını da masada tutmalıdır.

Satılmadık ne kaldı sorusunun yanıtı henüz netleşmemiş olsa da eğilim açıktır. Kamu elindeki gelir getirici varlıklar tek tek özel işletmeye kaymaktadır. Bu kayma durdurulmadığı sürece liste uzamaya devam eder. Köprüler gibi sembol yapılar el değiştirdiğinde toplumsal hafıza da etkilenir. Gelecek kuşaklara bırakılacak kamu malı stoku azalır. Bu nedenle her yeni devir işlemi geniş bir toplumsal mutabakatla ele alınmalıdır.

Şeffaf raporlama ve düzenli kamuoyu bilgilendirmesi güvenin yeniden inşası için şarttır. Yıllık gelir gider tablolarının yayımlanması spekülasyonu azaltır. Bakım yatırımlarının zamanında yapıldığının belgelenmesi hizmet kalitesini garanti eder. Vatandaşın şikayetlerini iletebileceği hızlı bir mekanizma kurulmalıdır. Bu mekanizma hem şirketi hem kamu otoritesini sorumlu tutar. Uzun vadede kamu-özel ortaklığı modellerinin yeniden tasarlanması kaçınılmazdır.

Sonuç olarak milletin vergileriyle yükselen yapılar üzerinde tasarruf hakkı millete aittir. İşletme hakkının devri bu hakkı fiilen kısıtlar. 30 yıllık süre bir neslin hayatını kapsayacak kadar uzundur. Bu sürede oluşacak gelirin adil paylaşılması temel taleptir. Aksi halde kamu malı kavramı içi boş bir ifadeye dönüşür. Tüketici bilinçlenerek etiketleri ve sözleşmeleri sorgulamaya devam etmelidir.

Başa dön tuşu
Kapalı

Reklam Engelleyici Algılandı

Sitemizin devamlılığı için lütfen reklam engelleyicinizi kapatın